1-)TBK 470 hükmü gereğince; Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, işsahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. TBK’nın 471-478 maddeleri arasında yüklenicinin yükümlülükleri düzenlenmiştir. Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi niteliği itibariyle eser sözleşmesidir.
Yüklenici ile arsa sahipleri arasında yapılan kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde; yüklenicinin teslim borcunu ifada temerrüde düşmesi durumunda arsa sahiplerinin aynen ifa ile aynen ifa ile birlikte gecikme tazminatı talep etme, aynen ifadan vazgeçip müspet zararın tazminin talep etme, sözleşmeden dönme ile menfi zararı tazminini isteme seçimlik hakları vardır.
2-)TBK m. 117-122 arasında borçlunun temerrüdü düzenlenmiştir. Eser sözleşmesinde, yüklenicinin temerrüdüne ilişkin olarak özel bir düzenleme olmadığı için TBK 117-122 uygulanmaktadır. (Şahin, Turan, Eser Sözleşmesinde Yüklenicinin Eseri Teslim Borcunu İfade Temerrüdü, Ankara 2012, s. 216; "...Yüklenicinin eseri teslim borcunu ifada temerrüdüne ilişkin TBK 470-486 (BK355-371) hükümleri arasında özel bir düzenleme getirilmemiştir. Bu yüzden yüklenicinin eseri teslim borcunu ifada temerrüdüne TBK'nın genel hükümleri uygulanacaktır. Bu anlamda TBK 117-122 (BK 101-105) ve TBK 123-125 (BK 106-108) hükümleri yüklenicinin eseri teslim borcunu ifada temerrüde düşmesi durumun da da uygulama kabiliyetine haizdir...)
3-)Borçlunun temerrüdü halinde alacaklının seçimlik haklarını kullanabilmesi için; borcun muaccel olması, borçluya bildirim yapılması ya da bildirim yerini tutan bir durum olması, yükleniciye uygun bir mehil verilmiş olması(TBK 117, 123) ya da mehil verilmesi gerektirmeyen hallerin mevcut olması (TBK 124) gerekmektedir. (Kılıçoğlu, Ahmet, M., Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2022, 26 Bası, s. 886 vd.)
TBK m. 124'de;
Borçlunun içinde bulunduğu durumdan veya tutumundan süre verilmesinin etkisiz olacağı anlaşılıyorsa ya da borçlunun temerrüdü sonucunda borcun ifası alacaklı için yararsız kalmışsa ya da borcun ifasının, belirli bir zamanda veya belirli bir süre içinde gerçekleşmemesi üzerine, ifanın artık kabul edilmeyeceği sözleşmeden anlaşılıyorsa alacaklının borçluya süre vermesinin gerekmediği düzenlenmiştir.
Kılıçoğlu, Ahmet, M., Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2022, 26 Bası, s. 891-892; "...Bu anlamda olmak üzere, borçlunun alacaklıya önceden haber vererek ya da bildirimde bulunarak vadesinde borcu ifa edemeyeceğini bildirmesi, işyerini terk ederek kayıplara karışması, kendisine yapılan tebligatların ulaşılaması; borcun ifa zamanı geldiği halde, borçlunun hiç ifada bulunmaması ya da ifası gereken eksik işler için verilecek uygun mehlin sözleşme süresine göre çok uzun zaman alacağının anlaşılması; geçen zamana göre işin yapılma oranı ve edimi kötü ifa edilmiş olması gibi hallerde, alacaklıya süre tayin etmeksizin borçlu hakkında temerrüt hükümlerini işletebilecektir...."
Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 22.02.2018 tarih, 2016/4747 Esas, 2018/756 Karar sayılı ilamına göre; "...Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanmakta olup sözleşmenin feshi nedeniyle cezi şart alacağı ile kalıpların üçüncü şahıslara daha yüksek fiyatla yaptırılması sonucu uğranılan fiyat farkının (menfi zararın) tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece tazminat talebinin kabulüne, cezai şart isteminin reddine dair verilen karar, davalı vekilince temyiz edilmiştir...6098 sayılı TBK'nın 117/I. maddesinde muaccel bir borcun borçlusu alacaklının ihtarıyla temerrüde düşeceği belirtildikten sonra ikinci fıkrasında borcun ifa edileceği gün birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse bu günün geçmesiyle; ...borçlu temerrüde düşmüş olur şeklinde düzenleme yapılmıştır. Aynı Kanun'un 123. maddesinde de karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, taraflardan biri temürrede düştüğü takdirde diğeri, borcun ifa edilmesi için uygun bir süre verebilir veya uygun bir süre verilmesini hakimden isteyebilir hükmü konulmuştur. 124. madedde süre verilmesini gerektirmeyen durumlar, 125. maddede de temerrüt halinde alacaklıya tanınan seçimlik haklar gösterilmiştir..."
4-)TBK m. 113/1'de, yapma borcunun, borçlu tarafından ifa edilmediği takdirde alacaklının, masrafı borçluya ait olmak üzere edimin kendisi veya başkası tarafından ifasına izin verilmesini isteyebileceği, her türlü giderimi isteme hakkının saklı olduğu düzenlenmiştir.
Nama ifa talebinin, arsa sahiplerinin seçimlik haklarından aynen ifa kapsamında olduğu kabul edilmektedir. (Şahin, Turan, Eser Sözleşmesinde Yüklenicinin Eseri Teslim Borcunu İfade Temerrüdü, Ankara 2012, s. 241 vd.)
Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 14.11.2018 tarih, 2016/4624 Esas 2018/5275 Karar sayılı ilamına göre; "...Nama ifa, TBK nın 125/1. fıkrası kapsamında aynen ifa kapsamında değerlendirilir. Bir başka ifade ile nama ifa, arsa sahibinin ifa menfaatini sözleşmedeki şartlara uygun olarak sağladığından aynen ifa niteliğindedir..."
Genel olarak alacaklının nama ifa talep edebilmesi için gerekli şartlar şunlardır:
-Sözleşme fesh edilmemiş olmalı,
-Yüklenici temerrüde düşmüş olmalı,
-Eserin tamamlanmasının objektif olarak imkansız hale gelmemiş olmalı,
-Edimin ifası borçlunun şahsına sıkı sıkıya bağlı bir iş görme niteliğinde olmamalıdır.
5-) Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 13.03.2023 tarih 2022/4304 Esas 2023/1022 Karar sayılı ilamı; "...Nama ifaya izin davası kat karşılığı inşaat sözleşmesinde kararlaştırılan ve borçlu tarafından ifa edilmeyen edimin ifası konusunda alacaklıya mahkeme yoluyla izin ve yetki verilmesini içermektedir. Nama ifaya izin, taraflar arasındaki sözleşmeye dayanılarak istenebileceğinden, borçlu “yapma borcu” için nama ifa talep edilebilir. Yapma borcu olmayan işler için nama ifa istenemez. Bu hususta izin verilirken sözleşmedeki edimlerin aşılması veya başka edim yüklenmesi söz konusu olamaz. Davaya konu somut olayda anahtar teslimi iş yapılması üstlenilmiş olup raporda yüklenici tarafından işin %75 oranında tamamlandığı anlaşıldığından sözleşmeye göre kalan %25'lik kısım ile ilgili yetki ve izin verilmesi gerekirken, sözleşmede kararlaştırılan yapı kullanım izin belgesi (iskan) yerine geçmesi yasal olarak da mümkün olmayan yapı kayıt belgesi bedelinin belirlenerek nama ifaya izin gideri içerisinde gösterilmesi doğru olmamıştır. Bu halde mahkemece yapılacak iş; eksik iş bedelini belirleyen aynı bilirkişiden ek rapor alınarak ve gerekirse ilgili Belediyeden iskan bedeli ile birlikte, binanın imara uygun olup olmadığı, ile ilgili kısmın tamamlanması halinde iskan belgesi alınıp alınmayacağı da sorulmak suretiyle, alması mümkünse iskan bedelini belirleyip bu bedeli de eksik iş bedeline dahil etmek ve %25 yapım bedeli konusunda oluşan usuli kazanılmış hakka da riayet etmek suretiyle hüküm vermekten ibaret olup, bu hususlar gözetilmeden verilen kararın bozulması gerekir..."
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 17.10.2022 tarih 2022/1119 Esas 2022/4768 Karar; "...Nama ifa davası, eksik ve ayıplı iş davalarının özel bir türü olup, hesaplanan eksik ve ayıpların giderilme bedellerinin, hüküm tarihine en yakın tarih itibariyle belirlenmesi gerekir. Yerel mahkemece, nama ifa kapsamında hükmolunan bedellerin 24.04.2014 tarihli keşif sonrası düzenlenen 04.06.2015 tarihli ek bilirkişi raporunda belirlenen bedeller olduğu, hüküm tarihinin ise 21.09.2021 olduğu gözetildiğinde, aradan geçen sürede hükmolunan bedellerin güncelliğini yitirdiği anlaşılmıştır. Mahkemece yapılacak iş; hükme esas alınan bilirkişi kurulu ile birlikte mahallinde yeniden keşif yapılmak suretiyle, nama ifaya izin kapsamında hükmolunan bedellerin karar tarihine en yakın güncel değerinin tespit edilmesi, davacı arsa sahiplerine ait bağımsız bölümlerdeki ve ortak alanlardaki eksik ve ayıplı işlerin giderilip giderilmediği konusunda ek rapor düzenlenmesinin istenmesi, oluşacak sonuca göre karar verilmesinden ibaret olmalıdır. Eksik inceleme ve yanlış değerlendirme sonucu verilen karar doğru olmamış, bozulması uygun bulunmuştur..."
Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 19.09.2019 tarih 2018/4148 Esas 2019/3556 Karar sayılı ilamı; "...Arsa sahibi tarafından açılan birleşen davadaki eksik ve kusurlu işler ve nama ifaya izin talebine ilişkin olarak, ayıplı işlerin giderim bedeli ile ilgili olan nama ifa ve izin talep edilebileceğinden arsa sahibine bırakılan bağımsız bölümler ve ortak alanlardaki eksik ve kusurlu işlerin nelerden ibaret olduğu, bunların birleşen dava tarihine göre mahalli piyasa rayiçleri ile giderim bedeli, satışa izin ve yetki verilmesi istenilen yükleniciye isabet eden bağımsız bölümlerin raporun düzenleneceği tarih itibari ile mahalli piyasa rayiçlerine göre bedeli konusunda gerekçeli ve denetime elverişli rapor alınıp asıl davada daha önce hesaplanan … TL ilave iş bedeli alacağı ile cezai şart konusunda ve akdî faizin sözleşmenin "6.a" maddesine göre istenebilecek ceza için uygulanabileceği de gözetilerek asıl dava sonucuna uygun bir karar verilmesi, birleşen davada da nama ifaya izin talep edilen eksik ve kusurlu işlerin talep de dikkate alınarak teker teker nelerden ibaret olduğu, bunların tamamlanması ve giderilmesi için yapılması gereken masrafların avans olarak da olsa miktarının kararın hüküm fıkrasında gösterilmesi, satışa izin ve yetki verilmesi talep edilen yükleniciye ait bağımsız bölümlerden eksik ve kusurlu işlerin giderimi için avans olarak hesaplanan miktarı karşılayacak sayıda bağımsız bölüm ya da bölümlerin bedellerini de gösterilmek suretiyle satışa izin verilmesi ve eksik ile kusurlu işlerin giderim bedellerinin satış bedellerinden karşılanmasına karar verilmesi gerekirken bu hususlar üzerinde durulmadan eksik inceleme ve yanlış değerlendirme ile özellikle birleşen davada infazda tereddüt yaratacak şekilde karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bozulması uygun görülmüştür..."
Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 22.01.2019 tarih 2018/1868 Esas 2019/272 Karar sayılı ilamına göre; "...Nama ifa davası yüklenicinin nam ve hesabına, iş sahibinin bizzat tamamlaması veya başka bir yükleniciye tamamlattırılması demektir. Ancak nama ifaya karar verilebilmesi için temerrüd koşulu bulunmalıdır. Hakim talep üzerine konusunda uzman bilirkişi yardımı ile keşif yapmak suretiyle eksik bırakılan ve ayıplı yapılmış olan iş kalemleri ile bunların tamamlanması giderlerini ve ayrıca iskan izin belgesi için gerekli giderleri saptayarak ifaya izin kararı ve talep varsa bağımsız bölümün satışına ve giderlerin satış bedelinden karşılanmasına, artan tutarın yükleniciye verilmesine karar verir. Ancak öncelikle eksik ve ayıp giderim bedeli ve iskan için gerekli tutarın belirlenmesi ve bunların üzerinden peşin harcın yatırılması, bilirkişi raporuyla belirlenen tutar üzerinden harç ikmali zorunlu olup, aksi halde 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 30. maddesi uyarınca işlem yapılması ve harç ikmal edilmediği taktirde bu konuda davanın açılmamış sayılmasına karar verilmelidir. Bu husus gözetilmeden karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur. Bozma sebebine göre, diğer temyiz itirazları incelenmemiştir. Hükmün bozulması gerekmiştir..."
Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 15.01.2019 tarih 2018/4828 Esas 2019/ Karar sayılı ilamına göre; "...Somut olayda, davalının eser sözleşmesinden kaynaklanan edimini, sözleşme uyarınca tamamen ifa etmediği toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Mahkemece eksik ve kusurlu işler bedeli bilirkişiye hesaplattırılmıştır. Nama ifaya izin kapsamında yüklenici, verilen sürede saptanan bedeli depo etmemiştir. Satışı istenen bağımsız bölümün değerinin yüksek olması nama ifa amacıyla satışına engel sayılamaz. Hükümde tahsile karar verilmesi de doğru olmamıştır. Mahkemece yapılacak iş: … nolu bağımsız bölümün satışına izin verilmesine, satış bedelinden dökümü yapılan tüm masrafların karşılanmasına, bakiyenin yükleniciye ödenmesine, iskân belgesinin alınması için gerekli masrafların ne olduğunun ilgili belediyeden güncellenmiş haliyle sorulması ve hükümde yer verilmesine, davacı ... yönünden de usulü kazanılmış hak nedeniyle bu davacı hakkında da hüküm kurulmasına karar verilmek suretiyle davanın sonuçlandırılmasından ibarettir. Açıklanan yasal düzenlemelere ve yargısal uygulamalara aykırı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın taraflar yararına bozulması gerekmiştir..."
Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 19.12.2018 tarih 2018/3835 Esas 2018/5158 Karar sayılı ilamına göre; "...Ancak satılmasına izin verilen taşınmazın bedeli saptanırken, hükme en yakın tarihteki bedelin esas alınması gerekirken, bilirkişilerce saptanan, dava tarihindeki değerin esas alınması doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir..."
Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 15.05.2018 tarih 2018/1333 Esas 2018/1961 Karar sayılı ilamına göre; "...Davacı arsa sahibinin talebi eksikliklerin giderilmesi için nama ifaya izin niteliğinde olup talebin niteliği itibariyle davanın tüm arsa sahipleri tarafından açılmasına gerek yoktur. Bu nedenle mahkemenin olaya uygun düşmeyen gerekçe ile davanın reddine karar vermesi yerinde olmamıştır. Yapılması gereken iş; davacıya sözleşmenin ifasına yönelik olarak sözleşme kapsamındaki hangi iş ve işlemlerin yapılması için yetki ve izin istediğini açıklatmak, talep edilen izin ve yetkileri denetleyerek uygun bulunanlar bakımından istemi kabul etmek, infazda tereddüde mahal bırakmamak için nama ifasına izin ve yetki verilen iş ve işlemleri hüküm fıkrasında tek tek göstermek suretiyle karar altına almaktan ibarettir..."
Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 04.05.2017 tarih 2016/156 Esas 2017/1330 Karar sayılı ilamına göre; "...Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarında, satış kararı verilebilmesi için ifasına izin istenilen işlerin bedeli ile satışına izin istenilen taşınmazın bedeli arasında aşırı oransızlık bulunmaması, satışa izin talebinin TMK'nın 2. maddesindeki dürüst davranma ilkesine ve hakkaniyete de aykırı olmaması gerekir. Yüklenicinin ifasına izin verilen işler bedelini ödemeye hazır olduğunu bildirip mahkeme veznesine depo etmesi veya bedeller arasında önemli oranda fark bulunması halinde taşınmaz satışına izin verilmesine dair talebin reddedilmesi gerekir. (23. HD. 2014/10127 Esas, 2016/3290 K.). Bu durumda, mahkemece, ifasına izin verilen işler bedelini depo etmesi için, davalı tarafa süre verilmesi, depo ettiği takdirde, nama ifa talebinin reddine karar verilmesi; depo etmediği takdirde ise, nama ifa talebi yerine, belirlenen eksik işler bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmelidir...."
Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 28.03.2017 tarih 2016/6308 Esas 2017/967 Karar sayılı ilamına göre; "...Davacıların, sözleşme kapsamında kalan eksik işlerin tamamlanması, yapı ruhsatı alınması için yapılacak giderlerin ödenmesi, yüklenicinin arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden dolayı Sosyal Güvenlik Kurumuna olan borçlarının ödenmesi ve yapı denetim şirketine bedel ödenmesine yönelik taleplerin tamamı, sözleşmenin aynen ifası kapsamında kalan, tasfiyeye yönelik taleplerdir. TBK nın 113/1. fıkrasındaki "yapma borcu" ibaresi, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde sadece eksik inşaatın yapılması şeklinde değil; sözleşme gereğince yüklenici tarafından inşaatla ilgili yapılması gereken tüm işlemlerin yapılması şeklinde anlaşılması gerekir. Bu yorum tarzına göre, yüklenici tarafından yapılması gereken ancak yerine getirilmeyen tüm işlemlerin, masrafı yükleniciye ait olmak üzere arsa sahibi tarafından yapılmasına karar verilebilir. Somut olayda talebe rağmen, yüklenicinin sözleşmeden kaynaklanan Sosyal Güvenlik Kurumuna olan borcun ödenmesi ile yapı denetim şirketine hizmet bedeli ödenmesi için arsa sahibine nama ifa kapsamında yetki verilmemesi doğru olmamıştır. 2-Nama ifa kapsamında yüklenicinin edimlerinin ifası için bilirkişi heyetince, toplam 111.800,31 TL avans öngörüldüğü halde, 140.000,00 TL kıymet taktir edilen yükleniciye ait 2 ve 3 nolu bağımsız bölümlerin birlikte satılması halinde nama ifanın ancak gerçekleştireceği düşünülerek her iki bağımsız bölümün satışına karar verilmesi gerekirken sadece 2 nolu bağımsız bölümün satışına karar verilmesi de isabetsizdir.3-Satışına izin verilen bağımsız bölüm satış bedelinin hüküm fıkrasında sayılan eksik işlerin tamamlanması ve hüküm anında tam olarak miktarı belli olmayan yapı denetim bedeli ve SGK borçları için avans olarak davacı tarafa verilmesi ve artan kısmın yüklenici hesabına aktarılmasına karar verilmesi gerekirken eda şeklinde hüküm kurulması doğru olmadığı gibi, nama ifaya ilişkin infazın ne şekilde yapılacağının esas alınan rapora atıf yapılarak veya hüküm yerinde gösterilmemesi de doğru olmamıştır..."
Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 16.06.2020 tarih 2019/3966 Esas 2020/1611 Karar sayılı ilamına göre; "...Bu durumda mahkemece öncelikle davalı yüklenicinin yapı kullanma izin belgesi alma yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği, getirmemiş ise yapı kullanma izin belgesi masrafları ve SGK prim borçlarını ödeyip ödemediği ile ödenmemiş ise miktarlarının ilgili belediye ve SGK’dan sorulup tespit edildikten sonra hükme esas raporu düzenleyen bilirkişi kurulundan ek raporun düzenleneceği tarih itibariyle davacının nama ifaya izin isteyebileceği, eksik ve kusurlu işlerin nelerden ibaret olduğu ve bunların avans niteliğindeki giderim bedeli ve satışa yetki verilmesi gereken bağımsız bölümün de aynı ek rapor tarihi itibariyle piyasa rayiçleriyle değeri konusunda gerekçeli ve denetime elverişli ek rapor alınıp, bilirkişi raporuna atıfta bulunulmaksızın hangi eksik ve kusurların nama ifasına izin verildiği ve bunların avans niteliğindeki giderim masrafları ve bozmadan sonra yapılacak araştırma sonucuna göre alınıp ödenmemiş ise yapı kullanma izin belgesi alınma masrafları ve SGK prim borç miktarı ile gecikme tazminatı miktarı hüküm fıkrasında gösterilmek ve saptanacak bedel gösterilerek bu bedelden az olmamak suretiyle yükleniciye bırakılıp devredilmeyen bağımsız bölümün belirtilen masraf ve borçları karşılamak suretiyle davacı arsa sahibince satışına yetki verilmesi gerekir..."
Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 14.11.2018 tarih, 2016/4624 Esas 2018/5275 Karar sayılı ilamına göre; "...Somut olayda, dava dilekçesinde, davacı tarafça nama ifaya izin, gecikme tazminatı ile eksik ve ayıplı iş bedelinin tahsili talep edilmiş, mahkemece nama ifaya izin verilmesi yanında eksik ve ayıplı iş bedeli ile gecikme tazminatına hükmedilmiş ise de, eksik ve ayıplı işlerin yüklenici namına arsa sahibince yükleniciye isabet edecek dairelerin satılması suretiyle yerine getirileceğine yönelik hem nama ifa hem de tahsil hükmü kurulması çelişkili olmuştur. Diğer yandan yükleniciye ait hangi bağımsız bölümün satışı suretiyle ve hangi eksik ve ayıplı işlerin giderileceği de hüküm fıkrasında belirtilmemiştir. Mahkemece, HMK'nın 31. maddesi uyarınca davacı vekilinin talebinin net olarak belirlenmesi ve nama ifa talebi ile tazminata ilişkin talepler yönünden aynı anda hüküm kurulmasının çelişki oluşturacağı da göz önüne alınarak oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi için HMK'nın 297/2. maddesinde yer alan "hükmün sonuç kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında açık şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir" hükmüne aykırı olarak verilen kararın bozulması gerekmiştir..."
Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 15.04.2008 tarih 2008/774 Esas 2008/2436 Karar sayılı ilamına göre; "...Sözleşmeye konulan kira tazminatı şartı, edimin zamanında yerine getirilmesini güvence altına almak amacını taşımaktadır. Böyle bir şart konulmamış olsaydı alacaklı daha iyi durumda olacaksa, şartın amacı da gerçekleşmemiş demektir. Ayrıca sözleşmede asıl olan borcun sözleşme şartlarına uygun olarak zamanında yerine getirilmesidir. İfanın uzun süreli olarak yerine getirilmemesi hali tarafların sözleşmeden bekledikleri bir şey de değildir. O halde maktu olarak kararlaştırılan kiranın uzun süreli gecikmelerde dahi geçerli olacağının kabul edilmesi yukarıda açıklanan nedenlerle, tarafların sözleşmeden bekledikleri yarara ayrıca iyiniyet kuralları ile hakkaniyete aykırıdır. Sözleşmede kararlaştırılan maktu kira parasının uzun süre tarafları bağlamayacağı kabul edildikten sonra, kararlaştırılan bu miktarın hangi süre ile yanları bağlayacağı sorununa gelince; Kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde işin yapım süresi genellikle birkaç yıl olup, çok uzun bir zamana yayılmamaktadır. Sözleşmedeki işin süresi de dikkate alındığında kararlaştırılan kiranın bir yıl süre ile geçerli olacağının kabulü olayın özelliğine de uygun düşecektir. Bu nedenle gecikme (kira) tazminatı hesaplanırken ilk yıl için kararlaştırılan maktu miktarın takip eden süre için de bilirkişice belirlenen rayiç kiranın dikkate alınması gerekir. Mahkemece gecikilen sürenin tamamı için sözleşmede kararlaştırılan maktu kira esas alınarak alacak miktarının hesaplanmış olması doğru görülmemiştir..."
Söz konusu emsal kararlardan görüleceği üzere uygulamada arsa sahipleri tarafından açılacak nama ifaya izin davalarında;
Arsa sahiplerine düşen daireler ile ortak alanların eksik ve ayıplı işleri karşılığı karara en yakın tarihteki güncel değerlere göre belirlenmekte, iskan alınıp alınamayacağı ilgili belediyeden sorulmakta, iskan alınması mümkün ise iskan alınması için gerekli giderler tespit edilemekte, yükleniciye düşecek dairelerin hükme yakın en yakın tarihteki değeri belirlenerek hüküm kurulmaktadır.